Yaşlılık ve Öğrenme Üzerine

 Yaşlılık ve Öğrenme Üzerine
Okunuyor Yaşlılık ve Öğrenme Üzerine

Günler, aylar, yıllar geçiyor hepimiz yaşlanıyor ve ardımızda anılarımızla birlikte dünyaya kattıklarımız kalıyor. Gençken her şey daha olasıdır değil mi ? Gereken tüm enerjiye sahibiz, hatalara karşı göğsümüzü gerebiliriz. Peki ya enerjiye sahip olmamız bizi bilgiye karşı aç bir insan mı yapar ? Hayır, her şey bizde başlar ve biter. Bakış açımızı her gün bir derece daha genişletebiliyor ve bilgi dağarcığımızı da büyütebiliyorsak yaşlanmayız işte.

UNESCO yaşlılığın tanımını yaparken aslında bize onun sayılardan ibaret olmadığını ciddi bir kesinlikle açıklıyor.

”Bir insan konfor alanının dışına çıkamıyorsa yaşlıdır. Diğer bir ifadeyle, yeni şeyler öğrenmiyorsa, artık şaşırmıyorsa ve çoğu şeyi bildiğini düşünüyorsa yaşlıdır. Merak etmiyorsa, keşfetmiyorsa yaşlıdır. Geçmişte, geçmiş anılarında yaşıyorsa yaşlıdır. Sürekli eskiyi tekrar ediyorsa yaşlıdır.”

Sokrates’in en dikkate değer özelliği, ileri yaşında müzik ve dans öğrenmeye vakit ayırıp, bunu iyi değerlendirilmiş vakit olarak görmesidir, der Montaigne. Öğrenmeyi asla bırakmamalı ve bunun bir gereklilik olduğunun da farkına varmalıyız. Tolstoy bisiklet sürmeyi öğrendiğinde 67 yaşındaydı. Bugün Tolstoy’un bisikleti diye bir kavram vardır, ”Hiçbir şey için geç değildir” anlamına gelir.

Size bir adamın hikayesini anlatayım. Küçükken babasından aldığı resim eğitimi ve resme karşı oluşan sevgisiyle Ressam olmayı hayal eden bir çocuk varmış. Resim yeteneğini tanrının ona bahşettiği bir hediye olarak düşünmüş ve bunun sonucunda hayatını sanata adamış. Yalnızca resim yapmakla yetinmemiş; heykeller, maskeler yapmış, sahne tasarımları bile düzenlemiş. Öğrenmekten, ilham almaktan hiç çekinmemiş, hayatının her döneminde yenilikler aramış ve bunları da sanatına yansıtmış. Bu insan 91 yaşına kadar resim yapmayı bırakmamış, ta ki öldüğü güne kadar. Tanıdık geldi mi ? Evet Pablo Picasso’dan bahsediyorum, meşhur kübist ressam.

Pablo Picasso

Onun gibi pek çok insan vardır ki dünya tarihine kendi adlarını altın harflerle yazdırmışlardır. Tüm mesele burada yatıyor, yaşamlarını bütünüyle bilgiye ve öğrenmeye adamış olmak. ”Ben oldum” demeden sürekli bir gelişim ve değişim döngüsünde yaşamak.

John Steinbeck’in Kaygılarımızın Kışı adlı kitabında kahramanımız sevdiği ve değer verdiği Porteus’u konuşurken dinlemeyi çok sever fakat şunu fark eder ki söyledikleri hiçbir zaman değişmiyor, evrilmiyor. Bunun neticesinde de şöyle der:

”Belki insan asıl beyni durunca ölüyor, yeni bir düşünceyi idrak etme gücünü yitirince. Bizim Porteus da öyle biri. Olağanüstü bilgili, olağanüstü zevkli ama değişme kabiliyeti yok. Tekrar tekrar aynı şeyleri söylüyor, aynı şeyleri düşünüyor. Üstelik onun gibiler ne kadar çok. İçeriden durmuş ölü kafalar. Aynı küçük izin üstünde ileri geri hareket eden ve bu arada hayaletler gibi gitgide soluklaşan kafalar.”

Öğrenmekten vazgeçmeyin, hayat öğrendiklerimiz ve yaşadıklarımız kadardır. Bilimle kalın, sanatla yaşayın ve bu uğurda değişmekten, evrilmekten asla çekinmeyin.

Yapılan Yorumlar
Bir Yorum Yapın