Bilim

Görsel Agnozi | Yazabilmek ama Yazdığını Okuyamamak

Görsel agnozi, görsel ilişki korteksinin veya ventral görme akımının zarar görmesiyle birlikte ortaya çıkar. Görsel agnozinin özel bir türü olan aleksi, yazılı dili ayırt etme yetersizliğidir.

Mösyö C. isimli emekli bir işadamı ansızın okuyamamaya başlar. Gözlerinde bir bozukluk olduğunu düşünerek göz doktoruna gider.

Bir göz doktoru tablosunu okuması istenen Mösyö C. hiçbir harfin adını söyleyemiyor. Ancak onları çok iyi gördüğünü öne sürüyor. İçgüdüsel olarak eliyle harflerin biçini çiziyor ama yine de hiçbirinin adını söyleyemiyor. Gördüklerini bir kağıda çizmesi istendiğinde harfleri büyük zorlukla kopyalayabiliyor, ancak çizgi çizgi, sanki çiziminin doğru olduğundan emin olmak ister gibi her darbeyi kontrol ederek, bir teknik resim çizermişçesine yapabiliyor bunu. Bu çabalara karşın harfleri adlandırmayı başaramıyor. A’yı şövaleye, Z’yi yılana, P’yi bir kemer tokasına benzetiyor. Kendini ifade etme konusundaki yetersizliği onu korkutuyor. ”Delirdiğini” sanıyor çünkü adlandıramadığı işaretlerin harf olduğunun pekala farkında.

Görsel agnozi'nin insanlar tarafından nasıl göründüğüne dair bir tasvir.

Okuyamadığı halde, hasta kendisine söylenen her şeyi akıcı bir biçimde ve hatasız yazabiliyor. Ama yazmakta olduğu bir cümleciğin ortasında müdahale edilirse kafası karışıyor ve tekrar yazmaya başlayamıyor. Yanlış yazmışsa bu yanlışı bulamıyor. Yazmış olduğu şeyi kesinlikle okuyamıyor. Tek başında duran harfler bile ona hiçbir şey ifade etmiyor. Bu harfleri yalnızca sınırlarını parmağıyla çizerse tanıyabiliyor. Bu nedenle harfin adını ancak kas hareketini hissederek ortaya çıkarıyor.

Okumayı kesintisiz, bölünemez bir eylem olarak düşünürüz. Okurken anlama, hatta yazılı dilin güzelliğine dikkat eder, bunu olası kılan mekanizmaların farkına varmayız.

1988’de Steven Petersen, Marvus Raichle ve meslektaşlarının öncü PET taraması çalışması, sözcükleri okurken, sözcükleri dinlerken, seslendirirken ve sözcükleri ilişkilendirirken farklı beyin bölgelerinin etkinleştiğini gösterdi. Okuma, tabii ki görsel sözcük biçimlerinin tanınmasıyla bitmez. Yazılı dilin amacı, sözcüklerin yalnızca seslerini değil anlamlarını da iletmektir ve görsel sözcük biçimi alanı, beynin entelektüel ve yönetici alanlarıyla, bellek ve duygulara hizmet eden alanlarıyla olduğu kadar işitsel ve konuşma alanlarıyla da sıkı bağlantı içindedir.

Sonuç Olarak

Beyin, yaşamı bizler için öyle bir duruma getirir ki günlük hayatta fark etmediğimiz bir çok şey arkaplanda trilyonlarca sinaps bağlantısıyla birlikte nöronlar tarafından gerçekleşmektedir. Dünyayı algılayış biçimimiz tamamen beynimiz tarafından, ona özgü şekilde tasarlanmaktadır.

Her birimiz, genlerimiz ve deneyimlerimizin yönlendirmesiyle kendi çizgimiz üzerinde yol almakta olduğumuzdan, her beyin de kendi içsel yaşamına sahiptir. Bir kar tanesi ne kadar benzersizse, bir beyin de öyledir. Sahip olduğumuz trilyonlarca bağlantı hiç durmaksızın tekrar tekrar oluştukça, ortaya çıkan ayırıcı örüntüler, sizin gibi birinin daha önce var olmadığı ve bundan sonra da var olmayacağı anlamına gelir. Tam şu anda deneyimlediğiniz bilinçli farkındalık, yalnızca ve yalnızca size özgüdür.

Hakan ASLAN

Doğuş Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü okumakta olan genç bir mühendis adayı olmakla birlikte dünyayı anlamlandırma çabası içinde olup araştırma hevesini yitirmeyen bir bireyim.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu