Bilim

Görsel Monotonluk: Tutsak Sineması

Halüsinasyonların ortaya çıkması için bütünüyle görsel yoksunluk olması gerekmez, görsel monotonluk da neredeyse aynı etkiyi yaratabilir. Nitekim denizciler günlerini çarşaf gibi bir denize bakarak geçirdikleri zaman bazı şeyler gördüklerini (ve işittiklerini de) çok defa ifade etmiştir. Aynı durum, uçsuz bucaksız çöllerde yürüyen gezginler için de geçerlidir. Görsel bakımdan monoton bir işle uğraşan herkes halüsinasyon görmeye yatkındır.

1950’lerin başlarında Donald Hebb’in McGill Üniversitesi’ndeki laboratuvarında çalışan araştırmacılar ”duyusal yoksunluk” üzerine ilk deneysel incelemeyi tasarladılar.

Birkaç gün boyunca (yemek yemek ve tuvalete gitmek için ayrılan kısa bir süre haricinde) ses geçirmez kabinlerin içine kapanan denekler, dokunma duyusunu azaltmak için eldiven giyip mukavva kelepçeler takmıştı. Gözlerinde yalnızca aydınlık ve karanlığı algılamalarına izin veren buzlu camlı gözlükler vardı. Denekler ilk başta uyuma eğiliminde oluyordu fakat sonra uyandıklarında canları sıkılıyor ve uyarılma beklentisi içine giriyorlardı; ancak içinde bulundukları ortamda uyarılmaları mümkün değildi. İşte tam bu noktada kendi kendine çeşitli şekillerde baş gösteriyordu: Zihinsel oyunlar, sayı sayma, hayaller ve er ya da geç halüsinasyonlar. Halüsinasyonlar genellikle basit başlayıp giderek karmaşık bir hal alıyordu.

Bu durumu şöyle anlatıyorlardı:

”En basit halüsinasyonda, denek gözlerini kapattığında görsel alan karanlık olmaktan çıkıp açık renge dönüşüyordu; ardından karmaşıklaşıyor ve ışık benekleri, çizgiler ya da basit geometrik motifler beliriyordu. Deneklerin hepsi de benzer imgeler gördüğünü kaydetti ve bunun kendileri için yeni bir deneyim olduğunu ifade etti. Daha karmaşık biçimler: Duvar kağıdı desenleri ve Arka planda hiçbir şey olmaksızın bir başında duran insan veya nesnelerdi. Son olarak da bütünleşik sahneler vardı (örneğin, omuzlarına attıkları çuvallarla karlarla kaplı bir tarlada (bir amaçları varmış gibi) uygun adım yürüyerek görüş alanından çıkıp giden bir sincaplar geçidi ya da cengelde başıboş dolaşan tarihöncesi hayvanlar gibi. Biçimlerin genellikle rüyalardaki gibi bozuk olduğunu söylediler, gördükleri figürleri de sıklıkla ”karikatür gibi” tasvir ediyorlardı.”

Bu imgeler ilk belirdiklerinde düz bir perdeye yansıtılıyor gibiyken bir süre sonra inandırıcı biçimde üç boyutlu hale dönüşebiliyordu.  Başlangıçta şaşırsalar da denekler halüsinasyonları ilgi çekici ya da zaman zaman görüntülerin canlılığı uykularına mani olması sebebiyle rahatsız edici buluyor ama bir anlam taşıdıklarını düşünmüyorlardı. Deneklerden karmaşık matematik işlemleri yapılmaları istendiğinde halüsinasyonlar yok oluyor fakat araştırmacılarla konuşurken veya yalnızca egzersiz yaparken tekrar beliriyorlardı.

Sonuç olarak Beynimiz sürekli yeni uyarılara muhtaç duyuyor, bundan yoksun kalınca da kendi kendine eğleniyor diyebiliriz.

Hakan ASLAN

Doğuş Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü okumakta olan genç bir mühendis adayı olmakla birlikte dünyayı anlamlandırma çabası içinde olup araştırma hevesini yitirmeyen bir bireyim.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu