Charles Bonnet Sendromu Nedir?

 Charles Bonnet Sendromu Nedir?
Okunuyor Charles Bonnet Sendromu Nedir?

Charles Bonnet Sendromu

İlk kez 1769 yılında, İsviçreli bir filozof ve doğa bilimci olan Charles Bonnet ( İleride görme kabiliyeti zarar gördüğünde kendi de benzer halüsinasyonları deneyimleyecektir.) tarafından tarif edilen sendromu beynin görsel bölümleri olarak farz ettiği kısımlarda süregiden faaliyete bağladı; artık beyin duyulardan bilgi alamadığı için bellekten beslenmeye başlamış bir faaliyetti bu.
Genellikle, CBS halüsinasyonlarının, yoğun renkleri ya da ayrıntılarının zenginliği ve netliği bakımından insan gözüyle görünenin çok ötesinde biz göz kamaştırıcılığa sahip olduğu anlatılır.

Bu halüsinasyonlar çoğunlukla yinelemeye ve çoğalmaya meyilli olduğundan, kişinin aynı giysilere bürünmüş ve aynı şekilde hareket eden sıralar halinde insan toplulukları görmesi olasıdır. (İlk zamanlarda konuyu inceleyen uzmanlar bundan ‘’çokluk’’ olarak bahsediyordu.) Ayrıca, süslemeye yönelik büyük bir eğilim söz konusudur: Halüsinasyon sırasında görülen kimseler ekseriyetle ‘’egzotik giysiler’’, pahalı entariler ve acayip şapkalar kuşanmış olur.

Tuhaf bağdaşmazlıklarla da sıklıkla karşılaşılır; örneğin bir çiçek birinin şapkasından değil de suratının ortasından fırlıyordur. Bazen CBS’si olan kimseler harflerden, satırlardan, müzik notalarından, rakamlardan, matematik işaretlerinden ya da başka türlü simgelerden oluşan halüsinasyonlar görebilirler. Ne ki genellikle bu halüsinasyonları okumak ya da müzik aletiyle çalmak mümkün değildir ve aslında anlamsız olmaları muhtemeldir.

Charles Bonnet halüsinasyonlarının belirleyici özelliklerinden biri içgörünün yitirilmemesidir. Kişi halüsinasyonun gerçek olmadığının farkındadır. Ancak CBS halüsinasyonları çoğunlukla tehditkar olmaktan uzaktır, üstelik bir kere alışıldıktan sonra eğlendirici yanları olduğu da görülür. David Stewart halüsinasyonlarından ‘’her şeyiyle dostane’’ diye söz ediyor ve gözlerinin, ‘’Seni yarı yolda bıraktığımız için özür dileriz. Körlüğün eğlenceli olmadığının farkındayız, o nedenle, hayatının gözlerinin gördüğü kısmının finali için sana bu minik sendromu hazırladık. Çok bir şey değil, ama elimizden gelenin en iyisi.’’ dediğini farzediyor.

Charles Bonnet Sendromu

Elli dokuz yaşında görme kabiliyetini yitirmeye başlayan ve dört yıl sonra tamamen yitiren bir hekim olan Truman Abell’in 1845 yılında, Boston Medical and Surgical Journal’da yayımladığı bir makalede şöyle anlatıyordu:

‘’Bu durumda, rüyamda sık sık görme kabiliyetimi yeniden kazanmış olur ve dünyanın en güzel manzaralarını görürdüm. Sonunda, uyanıkken karşımda bu manzaraların minyatür bir halini bulmaya başladım: Birkaç metrekarelik, üstü yeşilliklerle ve kimi çiçek açmış sebze bitkileriyle dolu minicik tarlalar belirmeye başladı. Bu görüntüler birkaç dakika sürdükten sonra ortadan kayboluyordu.’’

Manzaraları, ‘’bir iç görüş’’ten kaynaklanan sonsuz çeşitlilikteki başka ‘’yanılsamalar’’ takip ediyordu; Abell, ‘’halüsinasyon’’ sözcüğünü kullanmamıştı. Birkaç aylık bir sürede görüntülerin karmaşıklığı arttı. ‘’Sessiz fakat saygısız ziyaretçiler’i bazen davetsizce, iç dört kişi halinde beliriyor ve yatağına oturuyordu, bazen de ‘’Yatağımın yanında dikilip üstüme eğiliyor, gözlerini gözlerime dikiyorlar’’dı. (Abell’ın halüsinasyonları genellikle onun farkındaymış gibi davranıyorlardı, halbuki CBS halüsinasyonları halüsinasyonu gören kişiyle pek etkileşime girmezler.)

Bir gece, diye yazmıştı Abell, ‘’saat 10’dan sonra, bir öküz sürüsünün altında kalma tehlikesiyle burun buruna geldim, fakat aklım başımda olduğu için sesimi çıkarmadan öylece oturdum ve sürü bir şekilde bana hiç değmeden geçip gitti.’’ Bazen muhteşem giysilere bürünmüş binlerce insandan oluşan ve ucu görünmeyen uzun sıralar görüyordu. Bir defa, ‘’at sırtında batıya doğru ilerleyen adamlardan oluşan, neredeyse bir kilometre uzunluğunda bir sıra’’ gördü. ‘’Geçmeleri birkaç saat sürdü.’’

Abell, ayrıntılı açıklamalarının sonuna şunları yazmıştı: ‘’Burada yazdıklarım, yanıltıcı görüntüler görmemiş kimselere inanılmaz geliyordur… Körlüğümün buna ne derece sebep olduğu konusunda bir şey diyemiyorum. Daha önce, eski çağlardan bu yana insan zihninin bir mikrokozmosla ya da minyatür bir evrenle kıyaslanmasını anlayabilmiş değildim… [ancak] tamamı zihinsel görüş organında bir araya gelmiş ve santimetrenin dörtte birinden az bir alan kaplamıştı.’’

 

Yapılan Yorumlar
Bir Yorum Yapın